top of page

Patolojik değil, deliliğimiz

  • Yazarın fotoğrafı: yesimkantekin1985
    yesimkantekin1985
  • 3 Oca 2024
  • 2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 4 Oca 2024



ree
Fotoğraf: Jehat Hekimoğlu

Oturan bir yarasa ömrümüz

uçmayı unutmuş, karanlıkta gören gözlerle

bakıyoruz hayata

seçilmiş yazgılarla

karbondioksiti müjde verir gibi üfleyen bacaların sınırları arasına sıkışmış zinciri atmış makine bantlarının üzerinde yalpalıyor kader

gürültülü sesleri en derin uykumuzda

bazen bastırırken karabasanlar

boğulmaktan kurtulur neşemiz

yazgımız makine bantları üzerinden salık verilir

her birimiz mağaramıza döneriz

vahiy gelir, kalbimizde delik

göğsümüzde zincir izi

taşınırız Allah'ın inayetine

patlayan bir sokak lambası oluveririz aniden

oda karanlık, sokak karanlık

şehrin ışıkları süzülür içimize

tak karanlık, tak ışık

aklımızın gidip geldiği anılara

gidip geliriz

patolojik değildir deliliğimiz

her yeni Ay'a dua eder, şarabımızı içeriz

ritüeldir sermestliğimiz

ruhumuza revan bedenimiz

uzaktan sesler geliyor

çocuklar kedileri seviyor

sonra kediler fareleri

işte oyun böyle başlıyor

çocuklar, kediler, fareler

yerden yükseğe zıplıyor

zıpladıkça düşler kuruyor

bir gün denizin birinde bir çocuğun sesi kısılıyor

bedeni ruhundan azade

karabasan çöküyor gecelere

makineler gözetleme kulesinde

her birimizin nefesinde

seslerimiz kısık

ya uyanamazsak?

birden yerden yükseğe zıplıyor çocuklar

düşler kuruyorlar,

baş döndüren yükselişe bayılıyorlar

diğerleri adına, düşleri yaşatıyorlar.

Sokak lambasını aydınlatan, çöp tenekesine dönüşüyor denizler

nefeslerimiz ölümle "bir"

sevdiklerimizi gönderdiğimiz yerde buluşacağımız,

hasretliğe bel büküyoruz.

Ayakları yerden kesen yükselişten

sevdanın kıyısına bayılıyoruz

yok ayıltan...

çocuklar, kediler, fareler ve biz

kıyıdan öteye zıplıyoruz

her şeyimizi bırakıyoruz

uçmayı unutmuş yarasaların boynuna

uyuyoruz, en derin baygınlığımızla

martı sesleri karışıyor rüyalarımıza

sevdiklerimizi gönderdiğimiz yerde buluşuyoruz

denizler üstünde

köpüren gülüşlerle sesimizi buluyoruz

sevdamızı yaşıyoruz

makine bantlarından yazgımızı söküyoruz

kimse duymuyor, kimse görmüyor

çocuklar, kediler, fareler ve biz

en güzel rüyanın içinde, birlikteyiz.

patolojik değildir deliliğimiz

her yeni Ay'a dua eder, şarabımızı içeriz

ritüeldir sermestliğimiz

ruhumuza revan bedenimiz

Sokak lambasını aydınlatan çöp tenekesine dönüşen denizlerden

evrenin yok edemediği atıklardan

çığlıklar yükseliyor

cansız bedenler ağıt yakıyor

ağıt yakma!

çığlık ağırlaştırılmış ağıttır.

insanlık boğuluyor, cansız bedenler arasında

Trafik ışıkları yanıp sönüyor

herkesle birlikte yürümeye devam ediyoruz.

Bir kadın,

gündelikçi,

her şeyden habersiz

her şey de, ondan

öksüz bir çocuk gibi

büyüdükçe yorulan bedeni

tanımadığı ayakların tozlarına her gün eğiliyor

eğildikçe kemikleri yontuluyor

toz yutmuş geniz akıntısı rüyalarına akıyor

kara balgam şarkılarına selam veriyor

boğazında kalıyor ekşimsi bir tat

kussa olmuyor, kusmasa zayiat

kavuşmak tekil, tahsilini kesmiş bir bıçak

tamamlanamayan sıhhat

uçsuz bucaksız zaaf.

herkesle birlikte yürümeye devam ediyoruz

kavuşmak çoğul

çocuklar, kediler, fareler ve biz

el eleyiz

her birimiz

birbirimizin gözleri içinde,

uçsuz bucaksız sevgilerdeyiz.


 
 
 

Yorumlar


bottom of page